Edebiyat, toplumsal yaşamda toplumun, bireylerin yaşamını, bir yazarın kendi geçmiş deneyimlerine dayandırdığı ve gözlemleriyle içinde yaşadığı toplumun döneminin sorunlarının zihinsel arşivlemesidir. Edebiyat, yazarın zihinsel arşivinin kelimelere dökülmüş biçimidir.Edebiyat, üreticisi dil, kaynağı yaşantılar (deneyimler) ve hayal gücüdür. Dil ürünleri toplumların kültürel sermayeleridir. Edebiyat, yazarın hayal gücünde yarattığı kahraman ve anti-kahramanını metinlerin yapısında, özellikle de kelimelerinde biz okuyuculara anlatı tarzında sunmaktadır. Her edebiyat eseri de kendi geleneğine dayanır. Burada tartışmaya çalıştığım konuya gelecek olursam sosyal mecralarda sıkça paylaşılan edebiyat metinleri, onların kahramanları ve antikahramanların biz kullanıcıların onları neden paylaştığımız üzerine olacaktır. Paylaştığımız edebiyat metinleri bize ait olan özgün hayal dünyamızı yansıtmada ne kadar etkili olması ile oluşan beklentilerimizi içermektedir.
2000’li yılların başından itibaren X, Y, Z Kuşağı“özgürlükçü” düşünce altında kişisel sorunlarını, sevinçlerini, fikirlerini, hayat görüşlerini, yaşam tarzlarını pek çok farklı sosyal mecrada farklı kültürlerdeki ve ülkelerdeki insanlarla paylaşabilmektedir. Bu şekilde kendilerine özgü yeni bir yaşam felsefesi oluşturan X, Y, ZKuşağı olarak farklı kuşakları bir araya getirmektedir.
Günümüzde tüm teknolojik değişimlerle birlikte, sosyal mecralarda bireyler, görme özgürlüğününsunumuyla görsel ve yazınsal bir algılama şöleni içindeyaşamımızı sürdürmekteyiz. Sevindirici olan şey teknolojinin gelişim süreciyle birlikte anlatan ve anlatılan şeyler ileyer değiştirebilmesi. Fakat bu anlatılarda bazen özne-kendimiz, bazen de bizi yansıtan edebiyat metinlerinincümleler veyagörsellikle sunduğumuz nesneler arasında da gerçekleşebiliyor. Toplumsal bir varlık olan her birey görünmek (görünen olmak) istediği kadar da görme arzusu içindedir. Kendine has biriciktir. Dünyadaki sekiz (8) milyar insan içinde birbirinin aynısı olan şeyleri düşünenler, aynı duyguları paylaşabilenler çok azdır. Edebiyat metinleri bu bağlamda ortak duyguları yansıtmada bir araçsal görev üstlenmektedir. Kendi düşüncelerimizikendi kelimelerimiz ile bir diğerine aktaramadığımız durumlarda edebiyata başvuruyoruz. Örneğin: Günlük akışta politik, kişisel ya da çok farklı bir alanda eleştirel olduğunu düşündüğümüz düşüncemizi bir şiirle, olumlu-olumsuz bir gönderi paylaşımıyla yapabiliyoruz. Paylaşım yapmakta kişisel olarak sorun olmamasına karşın paylaşımın yapıldığı sosyal mecra ortamına ve takipçilerin algılarına göre farklı biçimlerde algılanabilmektedir.Pozitif-negatif geribildirim de kişisel alanda sınır ihlaline kadar gidebilmektedir. Temelde her bireyin geçmiş deneyimleri o kişinin algısında bellek arşividir. Edebiyat okuyucusu olarak her birimizin hayal arşivleri farklıdır. Sevdiğimiz yazarlarda da farklı farklıdır. Bu hayalleri oluşturan edebiyat metinleri teknolojinin sunduğu bir özgünlük içinde bireyselliğimize hem olumlu hem olumsuz katkı yönlerini de yok sayamayız.Herald Friche’ye göre edebiyat: “Eğer bir dil, normundan uzaklaşmışsa, keza bu uzaklaşma belli bir işlevi gerçekleştiriyorsa edebi” olarak kabul eder. Yani, edebiyat dili aynı süreçte edebiyat dışında da kullanılabilen bir işleve sahip çıkarsaması içinde ideolojik, politik, diğerine sataşma dilinin estetiği olarakkişisel sahipliği olmayan ortaya atılmış hayalet paylaşım olarak tanımlayabiliriz.
Edebi dil, ne kadar görmekyani gözetlemek: gözetlemekise gözlemlemekçıkarsaması anlamına geliyor olsada bir diğer açıdan da gözetlenmeyi arzu etmeye dönüştürdüğünü de yok sayamayız.T. W. Adorno “Edebiyat Yazıları” yapıtında, dünyanın açık hava hapishanesine dönüştüğünden söz eder. Ona göre, “…her şey o kadar bir ve aynı olmuştur ki, neyin neye bağımlı olduğunu bilmenin artık bir önemi yoktur,” paylaşımlarımızda olduğu gibi denilebilir mi…
Edebi dil üretiminin olumsuz yönde ilerlediğini ifade eden Milan Kundera “Roman Sanatı” adlı eserindeki düşüncesine göre edebiyatın ve bir yazın türü olan romanın teknoloji ve kitle iletişim araçları arasında negatif ilişki doğurduğunu şöyle dile getirir: “Roman (her kültür gibi) gitgide kitle iletişim araçlarının eline geçiyor; dünya tarihinin birleştirilmesini isteyen kitle iletişim araçları indirgeme sürecini yoğunlaştırıyor ve yönlendiriyorlar.” Kundera’ya göre sürekli görünen şeyin etkisini yitirerek meta üretim diline dönüşen negatif etkisidir. Ama bunun karşısında da her edebiyat eserinin anımsanma arzusu yok mudur?
Aynı süreçte anımsanma arzusu toplumsalın dinamizmi içinde akışkanlık gösteren edebi eserlerin metinlerine yeni form da kazandırabilir. Düşüncelerin pazarı hiçbir dönem serbest olmamış ama hep bir pazar olagelmiştir. Hoşgörünün olduğu yerde hoşgörüsüzlükte bulunur aynı şekilde sosyal mecralarda olduğu gibi…