Okumak kendimizle konuşmak; yazmak ise tanımadığımız insanlara seslenmek ve seslendiğimiz insanların kendi iç dünyalarıyla konuşmalarına eşlik edebilmektir.
Kısaca kendimden söz etmem gerekirse:
İki kıtanın güzelliğini dünyaya sergileyen yedi tepeli İstanbul’da yaşıyorum. Kahramanmaraş doğumluyum.
Hayat felsefem; topluma faydalı bir birey ve ömür boyu öğrenci kalmak. İnsan, yaşamı boyunca hep öğrenen bir varlıktır. Beş çocuk annesiyim ve hayat gayemin temeli örnek rol model bir ebeveyn olabilmek.
Eğitim alanlarım İktisat, iletişim (gazetecilik), sinema & Tv (master) eğitimi aldım. Psikoloji lisansı alanında eğitim hayatım devam ediyor.
*
“Hayatta en büyük mutluluk sevildiğimize inanmaktır,” der Victor Hugo.
İlk dünyaya geldiğimizde hiçbirimiz bulunduğumuz mekanı, sesleri, yüzleri ve kendimizi tanımayız.
Bize sevgiyle bakan bir çift göz ve yanağımıza dokunan parmakların sahibi annemizin kollarında buluruz hayatı…Önce bir isim verilir. Ailenin en sevilen ya da sevilmeyen birine benzetileceksiniz. İlk ve beklenen çocuksanız çok şanslısınızdır.
Beklentinizin üzerinde dışarıdan sevgiye doyurulmaya çalışılan bir hayat sürme ihtimaliniz oldukça yüksektir. Oysa ki; dışarıdan sevgiye ya da değer görmeye alışmış bir insan bu edimi önce ebeveynlerinden öğrenirken, daha sonra öğretmeninden, çevresinden, patronundan ve eşinden beklemek zorunda kalacaktır. Çünkü kişi dış dünyadan sevgi ve değer gördüğünde var olduğunu hissedecektir.
Milan Kundera “Var Olmanın Dayanılmaz Hafifliği” eserinde dıştan bağımlandırılmış sevgi ve değeri şöyle dile getirir: “Olaylar nasıl gelişirse öyle yaşıyoruz, önceden uyarılmaksızın, rolünü ezberlemeden sahneye çıkan bir tiyatro oyuncusu gibi. Yaşam öncesi ilk prova yaşamın ta kendisiyse, ne değeri olabilir yaşamanın?”
Yaşamımızın ve kendi değerimizi belirleyen şey nedir? Değerimiz dıştan mı belirlenir? İçten kendimiz mi belirleriz?
Başkalarının bize biçtiği değer mi, bizim kendimize belirlediğimiz değer mi?
Kendi değerini bilmeyen insan, ona verilmiş hayatın da değerini bilemez. Dolayısıyla hayatın kendisine ait olan doygunluğuna ulaşamaz. İç dünyasında bir şeylerin eksikliğini hep hissederek yaşamak zorunda kalır. Doğar, büyür, çalışır ve ölür.
İnsan olarak hepimizin belli ölçülerde sevilme, saygı duyulma, beğenilme, takdir edilme, onaylanma ihtiyacı vardır. Elbette ki; hayatın içinde insanlarla ve en önemlisi de kendimizle iletişime geçtiğimizde ölçü ve denge çok önemlidir. Kendini olduğu gibi kabul etmiş insanı bütün dünya onu olduğu gibi kabul eder.
Bu ihtiyaçlarımızın ne kadarını hatta ve hatta çok büyük bir bölümünü kendi iç kaynaklarınızdan karşılarsanız o kadar iyidir. Bir kişi kendi değerinin farkında olmazsa; başkaları, o kişinin değerini nasıl fark edebilir ki!
Kendi değerinizin farkında olabilmek için kendinizi, karar ve seçimlerinizi, yaptıklarınızı öncelikle kendinizin beğenmesi, takdir etmesi ve onaylaması gerekiyor. Başlanması gereken nokta çoğu zaman da burasıdır.
Dışarıdan almayı beklediğiniz şeyleri kendinize ne kadar gösteriyorsunuz?
Mutluluk, sevgi, saygı ve onaylanma kişinin kendisi ile kurduğu iyi ilişkinin bir sonucu olarak gelir ve bu anlamda mutluluk gibi sevgi de tüketilmeden önce kendi iç dünyamızda üretmemiz gereken bir şeydir.
Kendimize değer vermek için yapılabilecek pek çok şey olabilir. Değer verdiğiniz insanlara nasıl yaklaştığınızı düşünün ve sonra bunları kendinize ne ölçüde uyguladığınızı sorgulayın.
Ayrıca eğer isterseniz olumlamalarla da çalışabilirsiniz. Kendi olumlama cümlelerinizi mümkünse kendiniz oluşturun; işte size bazı örnekler:
Kendimi olduğum gibi kabul ediyorum.
Kendimi olduğum gibi seviyor ve değer veriyorum.
Ben olduğum halimle benzersizim ve değerliyim.
Kendi değerimin farkında olmayı seçiyorum.
Olumlama cümlelerinizi her sabah uyandığınızda yataktan daha çıkmadan tekrar edin.
Başka insanlardan duymak istediğiniz cümleleri önce kendinize yine kendiniz söyleyin.
İyi ve güzel yönlerinizi kendinize sıkça hatırlatın.
Biraz daha fazla sevin kendinizi ve kendinize şefkatle ve merhametle yaklaşmayı ihmal etmeyin.
Çünkü kendini sevmeyen bir başkasını sevemez. Kendi değerini bilmeyen bir başkasının değerini bilemez. Ve, son olarak yine kendine merhamet göstermeyen başkasına merhamet gösteremez.