Antik Yunan’ın filozofu Epikür “Özgürlük Efendisizdir.” Özgürlüğü somut biçimden soyut biçime girdirmesi karşısında özgürlüğün ne anlama geldiğini öğrenmek için özgürlükle tanışmış olmak gerekmez midir? Renklerin isimlerini düşündüğümüzde “kırmızı” sözcüğünün anlamını öğrenmek için kırmızı ile tanışmamız gerekir. Yani bir şeyin kavramsal olarak algı dünyamızda deneyimlenmiş bir geçmişe sahip olması gerekir. Özgürlük böyle değil sanki…Onunla (özgürlükle) tanışmasak da kelimenin anlamı hakkında konuşabiliyoruz.
“Özgürlük” düşüncesi her bireyin ve her toplumun sorunsalıdır. Özgür-lük denilince ilk akla gelen fenomenler olarak siyasal, hukuki ya da politik bir alanı kapsadığı düşünülmektedir. Özgürlük kelimesinin kökenine bakıldığında ise herhangi bir kısıtlamaya, zorlanmaya bağlı olmaksızın düşünme ve davranma vardır. Özgürlük, herhangi bir koşula bağlı olmama durumu olduğu da düşünülür. Özgürlük düşüncesi bireysel yaşamda negatif bir anlam barındırırken; toplumsal anlamda pozitif bir anlam barındırır algımızda…
Özgürlük, öz-kendilik, bireye dayatılmayan edimsellik içermeyen koşulların olduğu bir alanı kapsar. Oysaki bireyin dünya yaşamını anlaması ve kendi insan ırkına yabancı kalmaması için her birey içine doğduğu özgür yaşamın basitliğine inanmayı öğrenmesi ve içselleştirmesi gerekir. Basitlikten kasıt: Bireyin içine doğduğu yaşam alanını doğallaştırılan koşullu edimlerdir.
Doğallaşan yani basitleşen şeyler (edimler) bireyin yaşamına kısıtlama bir dayatmadır. Albert Camus da özgürlüğün alıştırılmış basitlik içinde yaşanmasına karşı çıkışını şöyle dile getirir: “İnsan aç kalmaya görsün; kendi inançlarını bile yer.” Dünyaya gelen her insanın fiziki ve zihinsel duygusal ihtiyaçları vardır. Güçlü olduğunu düşünen fakat bir diğerine ihtiyaç duyması yönünden ise zayıf bir varlıktır. Spinoza, “Başka bir şey aracılığı ile tasarlanmayan şeyin (peraliud) kendisinde tasarlanması” gerektiğini belirtir. İlk insandan günümüze geçen binlerce yıl içinde kendini tasarlamış varlık var mıdır? Kendi öz-düşüncesini ortaya koyabilmiştir… Spinoza’nın deyimiyle “bir cevher bölünmez”dir. İhtiyaç halinde olmayanı tasarlayan ama tasarlamayandır. Her insan bir diğerinin varlığına ihtiyaç duyar. Spinoza’nın ifadesiyle: “Zihinsel bir karar ve bedensel olarak belirlenen bir durum, bir ve aynı şeydir; eğer bu, düşünce öz niteliği altında görülürse, biz buna karar, deriz ve yayılım öz niteliği altında görülürse ve hareket ve durağanlık yasalarından çıkarımlanırsa, biz buna koşullanmış durum adını veririz.” Bu yaklaşım insanın özgürlüğü, düşünce eylemi açısından önemli sonuçlarının olduğu açıktır; eğer kendillik adına “başka türlü davranabiliyorsak” bireyin özgür olduğundan söz edilebileceğini düşünmekte yadsıma oluşturur. Netice de yadsımanın kendisi de yadsımadır. Spinoza, basitliği öğrendiğimiz davranışlarımızın altında belirlenmemiş etkenler olduğu anlayışının yancı olduğunu savunur. “Küçük bir çocuk, süt isteğinin kendi iradesi olduğuna, öfkeli bir çocuk ise intikam almayı özgürce istediğine inanır… Ama deneyim bize açıkça göstermiştir ki insanlar, eylemlerinin bilincinde oldukları halde bu eylemleri belirleyen nedenlerin bilincinde olmadıklarından kendilerinin özgür olduğuna inanırlar; bundan başka zihnimizin buyrukları, bedenimizin arzularına verdiğimiz bir başka addır ve bunlar, bedenin farklı durumlarına göre değişirler.” Yaşamdaki tüm olaylar, davranışlar ister zihinsel ister fiziksel olarak betimlensin özgürlük alanı belirlenmez.
Birey toplumsal yaşam içinde insana bir gösteren vardır ve gösterileni önceler. Çünkü algımızda gösteren gösterilenden daha gerçektir. Düşünmek ya da düşünmenin özgürlük eylemi gösterilenin kolaylıklarına kaymadan, zorluğunu, onun özgünlüğünde gösteren tarafından keşfedilmesine girişmektir. Bu anlamda gösteren ve gösterilen bu keşfedilmiş basitlik öğretisinin zorlayıcı durumu karşısında eşit duruma gelirler. Deneyimin tekilliğinde bireyin özgürlüğü kavramasına engel olan ve hiçbir zaman ne öğrendiğini unutmamayı elden bırakmaması gösterenin önceliğinde ve benzeri görülmemişe karşı bir tutum bulmaya kendisini zorlayan gösterilendir. Özgürlük “gerçeklik” bahanesiyle gösterenin gösterdiğine tepkisiz kalarak yaşama hâkim olmanın yoludur.
Özgürlük iyi midir? Özgür insan kendini bilen mi bilmeyen midir? Özgürlük, diğerinin veya nesnenin üstünlüğünü kabul etmek midir? Özgür olmak neye yarar? Özgürlük hiçbir şeyi iyi edemez. Özgürlüğü tanımlamak, yüzey, yüzey, yüzeydir; insanın anlam bulabildiği tek şey bu yüzeydir. Sürekli güdülenmesi ve tırmanışta olması gereken yüzey olabilir mi?
Abraham Maslow’un “İhtiyaçlar Hiyerarşisi” nde de belirttiği gibi beş basamaklı merdivenidir. F. Hayek’in ifadesiyle, özgürlüğün kölelik yolu… İhtiyaçlar Hiyerarşisi, insanların yaşamlarını motive edici bir teori olarak da kabul edilir. Maslow’a göre; bazı ihtiyaçlar diğerlerinden daha önce giderilmesi gerekir. İhtiyaçlar Hiyerarşisi’nde birey en alt düzeydeki ihtiyacını marjinal doygunluk oranında karşıladıktan sonra bir üst düzeydeki doyumunu gerçekleştirerek ihtiyacın ikinci basamak gereksinimine odaklanacaktır. Maslow’a göre, bireyin ihtiyaçları basamak basamak doyuruldukça daha az ayak bağı olacaktır. İhtiyaçlar doğrultusunda güdülenen her birey özgürlüğün kendini tanımak ile bilmek arasında fark olduğunu keşfedemeden bir yaşam sürecektir. Özgürlük, maddenin ya da eşyanın (nesnenin) insanı tanımasıdır; insanın kendi özgürlüğüyle tanışması ve onu tanıması efendisiz olabilir. Kendimizi tanıma çabası, sonsuz kudretin (Allah) sonluda ifade bulmasıdır. Şeyi var eden güç sonsuz olduğu için, özgürlüğü algılama ise süre içermemektedir. Kişinin kendini tanıması yani varoluş süresi dış etkenlere (topluma) bağlıdır. Kendini bilme çabası ise sonsuzca var olma isteği olsa da sonlu varlığın varoluşu tek başına düşünülemez, diğer şeylerle ilişki halindedir. Fakat birey “kendini bil”me ve özgürlüğü için varoluşa geçtiğinde zorunlu olarak diğerleriyle şu veya bu şekilde ilişkilenmek de zorundadır.