Çocukluğunda Pinokyo masalını okumayan veya duymamış kimse hemen hemen yok gibidir.

Pinokyo, İtalyan yazar Carlo Collodi tarafından 1883 yılında yayımlamıştır.

Dünya tarihine olduğu kadar çocukluğumuza yön veren şeyler arasında masallarda vardır.

Masallar yön pusulamız gibidir.

Pinokyo’nun Özeti: Yaşlı Gepetto, Kiraz ağacından kukla yaparken kiraz ağacının konuştuğunu “ah!” sesi çıkardığını duyar ve onu küçük bir erkek çocuğu olarak kuklaya çevirir.

Pinokyo çok yaramaz, tembel, haylaz ve boş işleri seven okula gitmek istemeyen parasını eğlence için harcayan, öğütlere kulak asmayan açgözlü bir çocuktur.

Kötü deneyimler yaşar.

Bir böcek öldürür, sirkte çalıştırılır, denize atılır ama onu her defasında orman perisi korur ve yardım eder.

En sonunda akıllanan Pinokyo çok çalışır.

Çalıştığı parasıyla Gepetto Usta’ya (babası) ve orman perisine yardım eder ve orman perisi de Pinokyo’yu “İnsan”a dönüştürür.

Pinokyo masalı, bize toplumsalın düşüncesinde var olma; varlığımızın devamlılığını sağlama ve onu sürdürme çabası farklı düşüncelerle (insanlarla) farklı karşılaşmalara kadar götürür.

Bu karşılaşmalar ister iyi ya da isterse de kötü karşılaşmalar şeklinde farklılaşabilir.

“Bir insan neyden yapılan bir şeydir?” sorusunu düşündürür Pinokyo masalı ve kendi sınırlarımızdan farklı olarak toplumda (ailemizden farklı) başkalarıyla karşılaşma iletişimini oluşturan nedenleri düşündürür.

Hepimiz doğar-doğmaz varlığımızı sürdürme açlığı çekeriz ve temel gereksinimiz besinimiz ve açlığımızı giderecek olan bir annedir.

Masalın dikkat çekici öğesi Pinokyo’nun bir anne figürüne sahip olmamasıdır.

Anne figürünün olmaması, şefkatsiz ve öz-sevgiden yoksun olarak eğitildiğimiz bir eğitim sistemini ve toplumun işleyiş düzenini anlatır.

Pinokyo ise her acıktığında varlığını sürdürmek için yalan söyleyen ve her yalan söylediğinde de burnu uzayan kukladır.

Onun iştahıyla kendimizi birlikte düşünmek keyiflendirici de olabilir.

Pinokyo’nun yaşamı üzüntüden uzak durmakta, sevinçli duyguları arttırmak da diğerlerinden iletişimden vazgeçerek olamaz.

Onun için “insan” olma yolculuğuna çıkmak oyuncakçı dükkanından insana dönüşerek ayrılmış uygun bilgiye sahip olanların sosyallikten kopmuş bir dönüşüm süreci değildir.

Her ne kadar bazı karşılaşmalar yıkıcı etkiye sebep olsa da bu türden karşılaşmaları azaltıp, sevinç veren karşılaşmaların arttırılması için uygun bilgiye sahip olması gerekiyordu.

Edilgin duyguların etkin duygulara çevrilmesi için uygun bilgiye sahip olması gerekiyordu.

Örneğin: iletişimde bulunulan farklı olan uyaranı için onun nefretine nefretle karşılık vermeme, sevgi ile karşılık verebilmektir.

Pinokyo’nun düşüncesinde diğerleriyle karşılaşmaları kişisel eşik sınırında tutarak sevinçli duyguları ve eyleme gücünü arttırmayı çözüm olarak kabul etmez.

Pinokyo’nun bencilliğe ilişkin düşüncesinden de bunu görebiliriz.

Kendini feda etmeye, kendinden vazgeçme asla erdem değildir.

Tam da tersi bu tarz davranışlar bir diğerine karşı duygusal kölelik, dışsal belirlenimlerin etkisinde kalıp bunun farkında olmama, hatta bir tür topluma uyum gösterme deliliğine dönüşür.

Pinokyo’nun kendini koruma, kendi varlığının farkında olma çabasını ayırt etmek gerekir.

Bencillik bir tutkudur ve pasif bir duygudur, cahillikten kaynaklanır; dünyayı ve yaşamı, zihni başka bir şey düşünemeyeceği ölçüde dolduran ve sadece korkan, pek az bedensel etkileniş üzerinden hayatı tecrübe etmeye denktir bencillik.

Ancak tabii bencillik Pinokyo’da bedensel duygulara kendini kaptırmak değil, bu bedensel duyguların tektipliği, azlığı ve bu azlıktan kaynaklanan fark edilmek onun düşüncesinde diğerleriyle ortak noktaların artmasını, böylece başkalarını düşünmesini sağlayacak daha zengin toplumcu duyguların oluşmasını engelleyen bir yoksunluk halidir.

Pinokyo öyküsüne yeni bir soluk getirse de Pinokyo’nun çocuk masalı olarak algılanması ve okunması da son derece anlaşılır.

Çocukluğunda Pinokyo’yu okuyan her yetişkin, yetişkinliğe geçiş sonrasında her okuduğunda üzüldüğünü fark edecektir.

Çünkü kukla zorunluklardan kaçamamaktan öte buna zorlanmıştır.

Üzüntü, utanç, korku gibi pasif duygular hikâyeyi okuyanın dünyasındaki imgeler belirler. Kukla olarak kaldığı sürece Pinokyo disipline edilip sisteme itaat etmesi öğretilir.

Pinokyo’nun insana dönüşüm yanılsaması özgürleşeceğini düşünmesidir.

Oysa ki, etten-kemikten oluşan insan olmak için kukla kuklalığını “oluşunu” fedaya zorlanmıştır.

Pinokyo’nun gerçek bir çocuğa (insana) dönüşmesi bir açıdan kendini feda etmesi olarak da okunabilir.

Toplumsalın içinde farklılığını korumasına izin verilmeyen ve farklılığı yüzünden otonom (toplum) sistem tarafından dışlanmış hisseden, kabul edilebilmek için aynı olmak gerektiğini düşünen Pinokyo’nun kendi öz-varlığını, farklılığını, tekilliğini feda etmiştir.

Yine toplumun getirisi hüzün ve üzüntü duygusunun ağır basması ile itaate zorlanmıştır.

Toplumun bireye yüklediği farklılık kederini, Pinokyo’nun nasıl kendisine karşı kişisel despotizme ve despotluğa hizmet sunduğunu anlatır.

Pinokyo kendi içsel duygularına yönelip, onları yönetemez; kendisine itaat ve disiplin sonucu bir hediye gibi sunulan etten-kemikten oluşan insana dönüşümü kendisi için iyi mi kötü mü olduğunu sorgulayamaz, buna izin de verilmemiştir.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol