Sevgili okuyucular, sosyal medya (mecra) hayatımıza etkin olarak girdiği süreçle birlikte düşüncelerimizi daha aktif ve hızlı biçimde diğer kişilere ulaştırmada bizlere kolaylıklar sunuyor. Çok eskiden tanıdığımız ve uzun zamandır iletişim kuramadığımız yakınlarımızla bizleri yakınlaştırması, hiç tanımadığımız insanlarla iletişim kurabilme kolaylığı sağlaması da ayrı bir avantajıdır. Kullandığımız sosyal mecra kendi özelliğine ve kullanıcılarının özelliklerine göre içerik paylaşımı yapmaya özen gösteriyoruz. İnstagramda günlük hayatta yaptığımız bizlere hoş duygular yaşatan güzellikleri paylaşmaya odaklanırken, Facebook'ta daha çok bir aile ortamında gibi geleneksel içerik paylaşımları yapmaya odaklanıyoruz. Bunların yanında Twitter ise ağırlıklı olarak toplumun sorunlarına odaklı içerik paylaşımı yapıyoruz. Sosyal medyada kullanıcı olarak bireyizdir. Kendi kişisel görüşlerimizi paylaşmakta sakınca görmeyiz. Fakat, sosyal mecralar da ne kadar bireysel olsakta paylaşım sonucuyla sosyalleşme yani topluma aidiyet içine girmek zorunda kalıyoruz. Peki, sosyal medyada önyargılarımızı kullanıyor muyuz? Önyargılarını kullanları fark ediyor muyuz?

Sosyal psikolojinin en iyi psikologlarından biri olan Gordon W. Allport: "Önyargılarından haberdar olan ve utanan insanlar, onları ortadan kaldırma yolunda ilerlemekte," olduğunu ve bunu farkındalığa dönüştürebileceğini düşünür.

Önyargının genel anlamına bakıldığı zaman bizden farklı olan kültüre ait kişilere, ekonomik göstergeleri daha iyi olan kişilere, eğitim seviyesi ve etnik kimliğe ait insanlara karşı taraflı ve haksız bir tutum sergileme anlamına gelir. Bunlar bir çeşit genellemedir. Önyargılarımız da genellemeler içinde oluşur ve her zaman kamusal alanda davranışlarımıza yansımayabilir. Yüzyüze iletişimde eyleme dönüşme eğilimi pek göstermez. Önyargı denilince sadece olumsuz düşünce veya eleştiri olarakta bakmamak gerekir. Geleneksel medyada (tv-sinema) izlediğimiz bi ünlüye önyargı (hayranlık) oluşturabiliriz.

Günümüzde önyargı için en iyi örnekleri bizlere sunan sosyal mecralardır. Önyargılarımızı genellemelerle, hayranlık, özsevicilik, ideolojik bağlamda politik görüşümüze uygun olmayanlar, statüsel olarak bizden sosyal yapı içinde daha avantajlı olan kişilere karşı sözlü ve yazılı olarak yaparız. Bunları ise farkında olarak veya farkında olmadan da yapabiliriz.

Önyargılar kişilerin psikolojik durumlarına, sahip oldukları kalıp yargılara, çevrelerine, yaşadıkları sosyal ortama, bulundukları sosyal statüye ve daha pek çok etkiye bağlı olarak ortaya çıkabilmektedir. Sosyal ve psikolojik olan önyargıları yalnızca psikolojiye bağlı olarak ele almak bu nedenle oldukça yanlış olacaktır. Hem sosyal hem de toplumsal anlamda önyargılarımız oluşum süreci ve gerçekleştirilme aşamalarındayken çevremiz tarafından desteklenebilir de yok edilerek silinebilir de. Bu nedenle yaşadığımız çevrenin etkileri (aile, medya, internet, semt, okul, iş)bizim önyargılarımızı oluşturmada oldukça etkilidir. Çünkü sürekli iletişim içinde olduğumuz çevrenin düşüncesini benimseme eğilimi göstermemiz doğaldır.

Önyargılarımızı kullandığımızı düşünme farkındalığına eriştiğimizde, bu önyargılarımız daha oluşum sürecinde çevresel etkenlerden bağımsız olarak yapılaması gerekenlerin başında karşıt düşüncede bulduğumuz kişilerle olan farklılıklarının ön plana çıkarılıp sosyal mecralarda kınama veya hedef gösterme şeklinde diğerleri tarafından da yargılanması değil, farklı bakış açısıyla  sorunların çözüme ulaşılabilir olabileceğinin anlamamızda yatar. Toplumda diğerleri hakkında konuşmalar, davranışlar, etnik grup, ideoloji, din gibi pek çok farklı konuda farklılık olabileceği kabul edildiğinde önyargılar ortadan tam olarak kaldırılamasa da azalabilir. Önyargılarını bastırma yolunu izleyenler ötekileri alaycı uslüp içinde hedef göstemekten kaçınmazlar. Sosyal medyayı her gün takip ediyorsanız, çoğu kullanıcının işaret parmağının sürekli bir hedefi gösterdiğini fark edersiniz.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol